4 Şubat 2014 Salı

Asi kuş düşündürüyor

31.01.2014



İzzet Çapa'nın Ali Poyrazoğlu ile hayatına dair röportajını ve Asi Kuş oyunu ile ilgili yorumlarını okumuştum. Yeşilköy'de oturuyorum bu sebeple bize en yakın tiyatro olan Bakırköy Yunus Emre Tiyatrosu'nun programına internetten göz gezdirirken,  29 Ocak Çarşamba günü Asi Kuş oyununun sahnelendiğini gördüm. Hemen gittim ve biletleri satın aldım.
Bu oyunu en az 3 kez daha seyretmek ve yakınlarımla da paylaşmak niyetindeyim. Bir oyun insanın hayatını bu kadar mı sorgulatır, insanı bu kadar mı duygulandırır, hüzünlendirir ve aynı zamanda düşündürüp, güldürür? Evet, bu oyunda hepsi var. Ben tamamen kendi bakış açımdan en etkilendiğim anlarımı sizinle paylaşmak istiyorum.
Poyrazoğlu, önce Carmen operasını bize sahnedeki perdeden izletti, sonra da sahneye çıktı. Bir devrim niteliğine sahip olan Carmen operası, Georges Bizet tarafından, operanın halktan insanları da yansıtması gerektiğini düşünülerek 1874'de tamamlanmış, temsili ise 1875'de gerçekleşebilmiş, ancak başkarakterin halktan biri olması sebebiyle aristokrasiden çok ağır eleştiriler alıp, protesto edilmiş ve Bizet, üzüntüden rahatsızlanarak 35 yaşında vefat etmiş. Fakat sonra halk bu eseri sahiplenmiş ve eser dünyaya mal olmuş.
Bu operayı yıllar önce öğrenciyken Atatürk Kültür Merkezi'nde izlemiş fakat nedense yaratıcısı Bizet'in çıkış yolunu, düşüncelerini öğrenme gereği hissetmemiştim. Ali Poyrazoğlu bizimle bu eserin yaratıcısını ve yaratılış hikayesini paylaşarak daha sorgulayıcı olmamız ve eserlerin arkasındaki hikayeleri de öğrenmemiz gerektiğini vurgulamış oldu.
Şirketlere ve insan kaynakları bölümlerine yaratıcılık ve farklı yönlerimizi ortaya çıkarmakla ilgili danışmanlık yapan Poyrazoğlu, hangi mesleği yaparsak yapalım farklı yeteneklerimizi de geliştirirsek yaratıcı düşünmenin kapısını aralayabileceğimizi paylaştı bizimle. Her sanatçının içinde bir iş adamı, her iş adamının içinde de bir sanatçı olduğunu vurguladı. Doktorunun Türk musikisi uzmanı olduğunu anlattı. Medici etkisinden bahsetti. Osmanlı İmparatorluğu'nu 600 yıl finanse eden Medici Ailesi'nin hızla değişen çağa ayak uydurmak için çeşitli mesleklerden insanları  bir araya getirerek Rönesans'ın kapılarını açtığını anlattı. Okumanın, bilgilenmenin önemini vurguladı, paranın gelip geçici olduğunu kendi hayatından örnekler vererek anlattı. Bodrum'daki zeytin ağacını nasıl özenle büyüttüğünü ve onun gölgesinde kitap okumanın paha biçilemez oluşunu bizimle paylaştı.
Aşkın, tendeki kıvılcımlarla başladığını ve zamanla bu kıvılcımların sönüp, iki insanın teninin birbirine yabancılaşmasıyla aşkın da bittiğini anlattı Poyrazoğlu. Aşkın beyinde sebep olduğu “kıvılcım”ın fotoğrafını çekmeyi başaran Avusturalyalı bilim kadınından ve araştırmacının bu proje sayesinde Nobel Tıp Ödülü'nü aldığına da değindi.
Birbirine aşık insanların tenlerinin soğumaması ve birbirlerine tekrar ısınmaları için bu kişilerin duygularını, yaşadıklarını, üzüntülerini hiçbir kompleks duymadan, egolarını bırakarak sevdiklerine anlatması gerektiğini de söyledi sanatçı.
Zeki Müren’i,Sezen Aksu’yu,Müjdat Gezen’i çok güzel anekdotlarla seyirciye aktardı.
Oyunu bitirirken verdiği mesaj insanın içine işliyordu: Asi ruhunu, fikirlerini özgür bırak, her türlü baskıya rağmen. Tıpkı kafesinden kaçan bir kuş gibi, asi bir kuş…
Teşekkür ederim Sayın Ali Poyrazoğlu. Beni aydınlattınız. Tam da kendimi sıfırlayıp, başka işlere yönelip yönelmeme konusunda yalpaladığım bir dönemde.
Her türlü hakkı saklıdır.
ASİ KUŞ Oyunu ile ilgili Gözlem Gazetsi'nde ayzdığım yazı

17 Mayıs 2013 Cuma

‘ÖYLE SEVDİM Kİ SENİ’ FİLMİNİN ÇEKİMLERİ BAŞLADI'


Yapımcılığını Nurdan Tümbek Tekeoğlu’nun ve yönetmenliğini
Orhan Tekeoğlu’nun yaptığı ‘Öyle Sevdim ki Seni’ filminin çekimleri Trabzon’da başladı.

Herry ve Makyol’un ana sponsorluğunu, TAV’ın ise kurumsal sponsorluğunu üstlendiği filmin senaryosu Orhan Tekeoğlu’na ait. Uluslararası Göç Örgütü (IOM – International Organization for Migration), Trabzon Belediyesi ve Arsin Belediyesi ile Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası’nın da desteklediği film bu yıl sonbaharda vizyona girecek.

Nurdan Tümbek Tekeoğlu ve Orhan Tekeoğlu, 2010 yılında Doğu Karadeniz kadınlarının doğaya karşı verdikleri mücadeleyi anlatan ‘İfakat’ adlı belgesele imza atmışlardı. İfakat belgeseli, gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında birçok festivalden ödül almıştı.

‘Öyle Sevdim ki Seni’ adlı ilk uzun metrajlı filmini çekecek olan yönetmen Orhan Tekeoğlu, gerçek bir hikayeden yola çıkarak filmin senaryosunu yazdı. Filmin çekimlerine 15 Mayıs’ta Trabzon’da başlanacak ve Trabzon-Gümüşhane sınırındaki Santa harabelerinde bitirilecek. Filmin müzikleri Selim Bölükbaşı’na ait.

Filmin başrollerini Angelina Jolie’nin Bosna’da çektiği ‘Kan ve Bal’ filminde oynayan ve Türk seyircisinin Veda dizisinden tanıdığı Alma Terzic ile Türk televizyon dizilerinin yetenekli oyuncusu Oktay Gürsoy üstleniyor. Rus oyuncu Alina Golovenko’nın da rol aldığı filmde yılların usta oyuncusu Kayhan Yıldızoğlu, Fatih Dokgöz, Duygu Yıldız ve Tevfik Erman gibi oyuncular görev alıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini de yılların deneyimli ismi Ercan Yılmaz üstleniyor. Filmin Avşar kökenli yürütücü yapımcısı Taylan Demir, sanat yönetmeni ise Erdem Özçelik.



‘Öyle Sevdim ki Seni’, kırık bir aşk öyküsünü anlatıyor. 1906 yılında taş ustası olarak Santa’dan Yalta’ya giden Mustafa Usta’nın torunu Olga, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla işsiz kalır ve Sarp Sınır kapısı açılınca Trabzon’a çalışmaya gelir. Olga, herkesin Nataşa olarak algılandığı bir dönemde Cemal’in karşısına çıkar. Göç, parçalanan aileler, önyargılar filmin ana konularını oluşturuyor.

Filme destek veren diğer kuruluşlar Turkmall, Beşler, Cevahir Grubu, Vivident, Foneks, Ekşioğlu Hukuk Bürosu, Mervan Kapak, Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası. Filme ürün ve hizmet katkısı sağlayan sponsorlar ise Sürmene Belediyesi, TÜRSAB, Damat Tween, Yeni İnci, Scooter, Vakko, Euromoda, Reki Ajans, Varyap, Twigy, Amazon İletişim, Körfez Köfte, Tekzen, Ford, Carrefour, Tad Pizza, Oltan Gıda, Okan Üniversitesi, e-tessettür.com, TeknoSA, Collezione, Özdilek, Carrefour, Novotel.

Ayrıntılı bilgi ve görsel istekleriniz için:
Amazon İletişim: Jülide Çağlı – julide@amazoniletisim.com.tr / 0212 259 40 32 / 0553 239 4817
Ayşe Sağıroğlu- ayse@amazoniletisim.com.tr/ 0553 239 48 15
Medyaton: Nurdan Tümbek Tekeoğlu – nurdan.tumbek@gmail.com / 0533 635 2447
Merve Tekeoğlu - merve.tekeoglu@medyaton.com / 0539 866 6886






ÖYLE SEVDİM Kİ SENİ- UZUN METRAJLI FİLM

Yönetmen-Senaryo
Orhan Tekeoğlu

Yapımcı
Medya Ton
Yrd.Doç.Dr. Nurdan Tümbek Tekeoğlu

Yürütücü Yapımcı
Taylan Demir

Müzik
Selim Bölükbaşı

Görüntü Yönetmeni
Ercan Yılmaz

Oyuncular
Oktay Gürsoy
Alma Terzic
Duygu Yıldız
Tevfik Erman
Alina Golovenko
Fatih Dokgöz

Yrd. Yönetmen
Şelale Baskıcı

Sanat Yönetmeni
Erdem Özçelik

Kostüm Sorumlusu
Hülya İri

Ses
Ambiance( Yekta Danabaş )

Işık Şefi
Hüseyin Öncü

Projenin aldığı destekler-Uluslararası Göç Örgütü- IOM

DETAYLI BİLGİ İÇİN:
(20 Mayıs 2013 Pazartesi günü yayına geçecektir)
oylesevdimkiseni.com
ilovedyouso.com
https://www.facebook.com/pages/Öyle-Sevdim-Ki-Seni/340332722760411

https://twitter.com/oylesevdimki

http://instagram.com/oylesevdimkiseni

http://www.youtube.com/user/OyleSevdimKiSeni




15 Şubat 2013 Cuma

Okan Üniversitesi ve TÜHİD işbirliğiyle, “Şirketlerde Kurumsal İletişim Yönetimi Sertifika Programı”


‘Kurumsal İletişim’in tüm incelikleri bu programda!


“İş yaşamına en yakın üniversite” vizyonuyla hareket eden ve sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik açtığı programlarla dikkat çeken Okan Üniversitesi, üniversitenin sürekli eğitim merkezi OKSEM bünyesinde “Şirketlerde Kurumsal İletişim Yönetimi Sertifika Programı”nı hayata geçirdi. Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) işbirliğiyle açılan programda, sektörün önde gelen isimleri ‘kurumsal iletişim’in inceliklerini öğretecek.
Günümüzde kurum ve kuruluşların en çok önem verdiği bölümlerin başında yer alan Kurumsal İletişim, organizasyonun iç ve dış iletişimlerindeki hayati fonksiyonuyla öne çıkıyor. Okan Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (OKSEM) de “Kurumsal İletişim” alanında çalışan ve kendilerini geliştirmek isteyen profesyonellere yönelik başlattığı sertifika programı ile bu sektöre yönelik eğitim ihtiyacına hizmet etmeyi amaçlıyor. Aralarında Okan Üniversitesi İş Geliştirme Direktörü Nurdan Tümbek Tekeoğlu ve TÜHİD Başkanı Fügen Toksü’nün de yer aldığı sektörün önemli isimleri, program kapsamında dersler verecekler.
 OKSEM bünyesinde 1 haftalık sertifikalı eğitim programı olan “Şirketlerde Kurumsal İletişim Yönetimi Programı”nda, kurumsal iletişim planının hazırlanmasından iletişim stratejisi ve taktiklerine,  röportajlar ve basın toplantılarından sosyal medya yönetimine, sosyal sorumluluktan iç iletişime kadar farklı başlıklar halinde konunun uzmanları tarafından verilen dersler yer alıyor.
Kurumsal İletişim Yönetimi Sertifika Programında yer alan dersler, konular ve saatleri ise şöyle:

1. Kurumsal iletişim nedir? (3 saat)
2. Kurumsal iletişim planı hazırlanması. (15 saat)
Durum Analizi, SWOT, İletişim Hedefi, Hedef Kitle, İletişim Stratejisi, İletişim Taktikleri
  1. Medya ilişkileri
                Basın Bülteni, Röportajlar, Basın Toplantıları, Basın Gezileri, Basın Ziyaretleri, Sosyal Medya    Yönetimi
       B.    Sosyal Sorumluluk
       C.    Sponsorluk
       D.    Etkinlik Yönetimi
       E.    Kriz Yönetimi
       F.    Siyasal İletişim
       G.    İç İletişim
       H.    Fuar ve Sergiler
       I.     Basılı Yayınlar
       İ.     Bütçe
       J.     Araştırma
3. Raporlama. (3 saat)
               
Bilgi ve Kayıt için:
Okan Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi
Adres: Avni Dilligil Sok. No: 18 34394 Mecidiyeköy – İstanbul
Program Sorumlusu : Esen Çalık
Tel: 0212 212 65 26 - 119


28 Ocak 2013 Pazartesi

4 P oldu SAVE…

4 P Oldu Save.....

Pazarlama hocaları ve öğrencileri 4 P’nin ne demek olduğunu çok iyi bilir. Şirketler, pazarlama ürünlerine yönelik pazarlama planını hazırlarken, stratejilerini 4P’ye göre hazırlar.

4 P,Product (Ürün)- Price (Fiyat)-Place (Yer)-Promosyon kelimelerinin kısaltılmışı. Pazarlamacılar ürün başlığı altında ürünün kalitesinin ve teknolojisinin , fiyat ile ürünün satılacağı fiyat aralığın, dağıtım ile ürünün dağıtılacak noktaları , tutundurma ile reklam ve tanıtım faaliyetlerin stratejisine karar verir.

Yıllardır uygulanan bu strateji artık günümüz şirketlerine yeterli gelmiyor ve 4 P yerini SAVE denilen başka bir stratejiye bıraktı.

SAVE , Solution(Çözüm), Access( Erişim),Value(Değer), Education(Eğitim) kelimelerinin kısaltılmışı.

Aslında çözüm odaklılığı 1997 senesinde Siemens’te öğrenmiştim. Her toplantıda bir çözüm odaklılıktan bahsedilirdi. Bu kavram günümüzde tam olarak yerli yerine oturdu. Artık üreticinin, pazarlamacının hangi tasarımda, kalitede, teknolojide ürün istediği değil, müşterinin nasıl bir çözüm istediği önemli. Dolayısıyla ürün yerini çözüme bıraktı. Ürünlerin sunulurken karşıladıkları ihtiyaçlar önemli. Ürüne erişim ise klasik ürün satılan yerin önüne geçti. İnternette, havada, suda, karada her yerde ürüne ulaşma isteği söz konusu.Artık müşteri satın almak istediği ürüne her yerde ulaşabilmeli ve pazarlamacılar da mümkün olabilen tüm alışveriş ortamlarını düşünebilmeli. Değer, fiyatın yerini aldı. Pazarlamacılar ürün maliyeti, kar marjları veya rakiplerin fiyatlarını düşünmek yerine satışa sundukları ürünün yararlarını düşünmeli. Eğitim ise promosyonun,reklam,PR faaliyetlerinin çok önüne geçti. Müşterilerin satın alma anlarında ihtiyaçlarına yönelik bilgiler edinmek daha önemli hale geldi.

Artık dönem müşteri dönemi. Üretim devri ve perakendeci dönemi bitti. Müşteri ne isterse pazarlamacıların gerçeği de odur.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Öğrenciler vasatın üstüne çıkmalı




İstanbul Aydın Üniversitesi’nde International Marketing öğrencilerime hem ders anlatıyor, hem hayali şirket kurduruyorum ve grup çalışması yapmalarını sağlıyorum. İş dünyasından konuşmacılar davet ediyorum. Geçen hafta hizmet sektöründe faaliyet gösteren ve Türkiye’de şoförlü araç temininde pazar lideri, Avrupa’da ise ilk üçte yer alan Orijinal firmasının ortağı Murat Şahin’i davet ettim. Dolayısıyla klasik anlamda sınav yapmayı da sevmiyorum. 70’i aşan öğrencime bir Türk veya yabancı markayı seçmesini ve ekip olarak pazarlama stratejisini, rekabeti,misyonu,vizyonu ve tecrübeleri anlatması ödevini verdim. Ekip çalışması yapacaklardı. Bu hafta sunumları izlemeye başladım.

İş hayatında gerçekten yükselip, önemli konumlara gelecek kişilerle hayatı boyunca vasat kalacak kişiler o kadar belli oluyor ki! Sunum yapan bir öğrencim, takım elbise giymiş, hazırladığı ödevi çalışmış, tüm sorulara yanıt verebiliyor, bize ilginç reklam ve filmler izletebiliyor. Başka bir öğrenci ise ekip arkadaşlarının üstüne ödevi yıkarak, hiç hazırlanmadan, hazırladığı ödevde ne olduğunu dahi bilmeden başlıyor, kağıttan okumaya. Bir başkası ise biraz kağıttan okuyor biraz da anlatım yapıyor, örnekler veriyor, tam kıvamında. Sınıfta bir uğultu ve her seferinde sınıftaki öğrencileri sunum yapan arkadaşlarına karşı saygılı olmaya davet ediyorum.

Öğrencilerime değer veriyorum. Onlarla bildiğim her konuyu paylaşıyorum.Hepsi ülkemize seçtikleri sektörlerde çalışarak, hizmet edecekler. Kimisi tanınmış bir işadamı olacak, kimisi de bir yönetici. En üzüldüğüm konu ise genel kültürün çok zayıf olması. Gazete okumuyorlar. 80 darbesinden, 28 Şubat’tan, köşe yazarlarından haberleri yok. Kitap hiç okumuyorlar. Ben pazarlamada da çok doğru olan 80-20 kuralına çok inanırım. 70 kişilik sınıfın yüzde 20’si olan 14 kişinin çok parlak olduğunu ve saygın yerlere gelebileceğini görüyorum. Gerisi ise ne yazık ki vasat kalıyor. Onlara okumalarını,seyahat etmelerini, boş zamanlarında çalışmalarını, çevrelerindeki herkese saygılı olmalarını öğretmeye çalışıyorum.

Sınıfa gelen öğrencilerin çoğunda kalem,kağıt,defter yok. Hepsi internet ve telefonlarla tuşlamaya alışmış. Yazmak tarihe karışıyor. En çalışkan, en iyi not alan arkadaşından defteri alıp, tüm sene derslere katılmayıp, sınava girmek sadece kendini kandırmak. Ders başladıktan 20 dakika,yarım saat sonra bile bir kafeye girer gibi sınıfa girip, özür dilememeyi üstün bir özellik sanmak çok üzücü. Tabii eğitimin bir kısmını okul, esaslı kısmını ise aile verir. İşte ailenin disiplinli eğitiminden mahrum kalmış herkes için gerçekten kendilerini eğitmelerini ve yetiştirmelerini tavsiye ediyorum. Yıllar önce Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak’ın Fransızcayı kimsenin yardımını almadan kitaptan ve tamamen kendi kendine öğrendiğini duyup şaşırmıştım. İnsan herşeyi öğrenebilir, yeter ki azmetsin. Olanaksızlıklar yüzünden aileyi suçlamak en kolayı.İşyeri geç gelmeyi,az çalışmayı asla kabul etmez, hemen işten atıverir. İşte okulda öğrenemeyenler ve kendini yetiştiremeyenler iş hayatı tarafından ,fakat üzücü ve acı bir şekilde terbiye edilecekler. Keşke bunlara hiç gerek kalmasa...
Bu yazı İzmir Gözlem Gazetesinde    2012.05.04      Tarihinde Yayınlanmıştır. 
http://www.gozlemgazetesi.com/yazarlar/nurdan-tumbek/897-ogrenciler-vasatin-ustune-cikmali.html